In Rainbows
In Rainbows
Çıkış Tarihi: 2007
Kabına sığamayan Radiohead’den yine farklı şeyler görüyoruz. Önceleri grubun resmi forumunda garip garip mesajlar yayınladılar yeni albümleriyle alakalı. Daha sonra çeşitli kaynaklardan hiçbir plak şirketiyle anlaşamadıkları haberi geldi ve endişe doğurdu. Albümü daha fazla beklememiz anlamına gelebilirdi bu. Arkasından son açıklama uzun bir zaman sonra yine foruma geldi ve albümün 10 Ekim’de satışa sunulacağını söylüyordu. Ama albümü kendileri yayınlayacak ve öncelikle İnternetten satış yapacaklardı. Bu olay Prince’in gazeteyle albümünü dağıtmasından sonra kısa sürede 2. şok oldu müzik piyasasında. Grupların kendilerine büyük plak şirketlerini es geçip yeni mecralar yaratması modası iyice gelişti.
Derken 10 Ekim geldi ve karşımıza ilginç bir durum çıktı. Albümü kutusuyla almak isteyenlerin önüne 41 Sterlin’lik bir opsiyon çıktı. 3 Aralık’tan itibaren dağıtılacak kutuda albümün kendisinin yanında 1 adet bonus disk de var. Bunda daha önce bazıları konserde çalınmış, bazıları ise hiç çalınmamış eski ve yeni parçalar var. Ama işin asıl ilginci, albümü İnternet üzerinden indirmek isteyen kullanıcılara oldu. Fiyatı kendinizin belirlediğiniz bir boşluk vardı. “Gönlünüzden ne koparsa” diye de yazıyorlar yanına çekinmeden. Helal olsun diyorum açıkçası. Albümü bedavaya da indirebiliyorsunuz eğer 0,0′ı seçerseniz. Ama gönlünüzden geçeni verebilirsiniz. Sitedeki inanılmaz yoğunluk için de uyarayım. Biraz uğraşabiliyorsunuz. Üye olmanız da gerekiyor.
Albümün şimdilik indirilebilir kısmında yani ilk diskte 10 parça var. Şimdi sıra bunları incelemekte.
Albümün genelinden başlamak gerekirse Thom Yorke’un o agresif hali gitmiş. Özellikle solo albümü “Eraser”‘da görmüş olduğumuz olgunlaşma burada da aynı etkisini gösteriyor. Ama hemen gönüllere su serpmek lazım, albümün müzikal anlamda “Eraser”‘la olan benzerliği alternatif ve olgun bir albüm olmasıyla sınırlı. Türleri açısından bir benzerlik taşımıyorlar. Radiohead yine bildiğimiz Radiohead.
- 15 Step – Elektronik vuruşlarla başlaması bir anlık tedirginlik yaratmıyor değil Radiohead olması sebebiyle. Ama daha sonra gitarın girmesiyle kendime geliyorum. Aksak vuruşlarla devam eden parçada kulak gıdıklayan yumuşak Radiohead gitar melodisiyle güzel güzel gidiyor.
- Bodysnatchers – Distortion’la giren bir gitarla başlıyor. Arkasından hareketli bir melodiyle devam ediyor. Biraz deforme olmuş Rock N Roll havası var. Albümdeki farklı bakış açılarından ilki diyebiliriz bunun için. Hani Doors dönemine uzanmış parçayla. Thom Yorke vokalde de buna uygun bir performans sergilemiş.
- Nude – Derhal frene basıyoruz. ABS olduğu da belli, anında yavaşladı. Bir Thom Yorke baladıyla karşı karşıyayız. Romantizm yüklü, gerek melodisiyle gerek sözleriyle. Sizi alıp hayallere daldırabilecek kadar başarılı bir yapısı var.
- Weird Fishes/Arpeggi – Tekrar “15 Step”‘teki hızımıza dönüyoruz. Thom Yorke’un okyanusta çekilen belgesel edasıyla anlattığı bir aşk hikayesi. Çok güzel bir yapısı var. Orta bölümde agresifleşmesi bile sakince. Takdir ettim.
- All I Need – Ağır aksağa geri dönüyoruz. “Streets Of Philadelphia” ayarında bir hızda. Elektronik bir melodiyle vokal giriyor. İkisi de benzer vurgularda ve puslu bir hava izlenimi veriyorlar. Sözlerin de etkisiyle melankolikleşiyor. Xylophone ise olaya sadece artı etki yapıyor biraz naiflik katarak.
- Faust Arp – Daha da yavaşlayarak yolumuza devam ediyoruz hafif bir gitar ve keman melodisiyle. Vokal önde yer alıyor benzer yumuşaklıkla. Akustik gitar parçaya güzel bir romantizm katıyor. Vokalde Thom Yorke hikayesini anlatmaya devam ediyor durmadan.
- Reckoner – Caz mı? Vuruşların yapısı ve niteliğiyle caz havasıyla geliyor. Arkasından gitar melodisi biraz şekillendiriyor. “Keşke”lerle dolu bir havası var adında olduğu gibi. Bir süre sonra vuruşlar geri çekiliyor ve sahneyi vokale bırakıyor. Albümdeki ve genel hayatındaki melankoliyi ayna gibi yansıtıyor Thom Yorke. Yaylılar girdiğinde ise ağzım açık dinliyor halde buluyorum kendimi.
- House Of Cards – Hafif Folk Rock misali çıkıyor karşımıza. Thom Yorke’un arkadaki seslenişleri de bu yapıya uygun. Aksak vuruşlar ise dikkat bile çekmiyor. Aksaklığı dışında Amerikan bir gruba atfedeceğim farklı bir çalışma. Tabii vokali duymasam. Thom Yorke vokalde tonunu yükselttiğinde ise apayrı bir hissiyata sokuyor. Ağzım kapanamadı bir türlü.
- Jigsaw Falling Into Place – Paranoid Android’in akustiği bir gitar melodisi var. Vuruşlar ise yapıyı değiştiriyor. Melodi değiştiğinde yine Folk Rock öğeleri barındırıyor. İnce Thom Yorke vokalinden eser yok. Yerine iddialı bir tondan gidiyor. Albüme oranla hareketli ve agresif bir yapıda parça. Thom Yorke vokalde alt tona indiğinde agresifliğini vokale de yansıtıyor ve şeklimizi tam anlamıyla buluyoruz. Son hali biraz Oasis ve Cardigans karışımı hissi verdi ama daha başarılı demeliyim.
- Videotape – Albümün son çalışması piyanoyla ağlıyor. Hüzün, eski anıların akla gelmesiyle yoğunlaşıyor. Eski kasetleri seyrederken çok tehlikeli bir fon müziği. Derin bir of çekesim var. Müziğiyle duygularını bu kadar güçlü bir şekilde yansıtan bu adama ne diyebilirim bilmiyorum. Vuruşların gelişen yapısı ise duygu yükünü birkaç kat artırıyor.
Equinox Müzik sağolsun albümlerimiz de geldi sonunda elimize. Hala gidip rica minnet ayırttığım albümümü alamadım henüz ama arkadaşımın Disc Box’ına bir süreliğine el koydum. Ayrıca Harun İzer’e de buradan teşekkür etmek istiyorum taa Amsterdam’lardan beni düşünüp albümü plak olarak da alacağı (hala almadıysa) için.
Neyse bunca gazdan sonra konumuza dönelim. Albümün edindiğimiz kısmını incelemiştik, şimdi yeni elimize geçen Bonus Disc bölümüne de el atalım. Ayrıca ufak bir sürpriz olarak da “Jigsaw Falling Into Place”‘in plağından da bir parça örneğimiz var.
Muhteşem bir albümle beraber gelen bu ikinci albümcük için söylenmesi gereken söz tamamen Radiohead hayranlarına yönelik olduğu. Buradaki parçalardan bazılarını zaten Bootleg’lerden, Youtube videolarından vs. biliyoruz ama bir de albümde dinleme şansı buluyoruz. The Killers’ın “Shadow”‘u misali B-Side, Bootleg ve birkaç yeni parça karışımı.
Albüm tarz açısından albümden farklı. Şimdi incelemeye başlayalım. Ama şimdiden söylüyorum MK1 ve MK2′yi atlıyorum toplamları 2 dakika etmediğinden.
- Down Is the New Up – Burada Prince’liğe soyunan bir Thom Yorke vokali var. Dünyaya hakim olmasını sağlayan kendi tarzından bir nebze de olsa uzaklaşıp bu denemeye girmesi cesaret işi. Piyano oldukça endişeli notalarda geziniyor dinlerken ayırırsak bir kenara. Bateri yumuşak ve aksak vuruşlarla piyanonun endişesini azaltmaya çalışıyor. Yaylılar ise zevk katıyor desem yeridir.
- Go Slowly – Doğrudan meditasyona girme yolu mu desem yoksa Nirvana’ya kestirmeden ulaşma imkanı sağlıyor mu desem bilemedim. Gitarda Hisato Higuchi var sandım bir an. Thom Yorke’un vokali girdiğinde masalsı notalar anlam kazanıyor. Ruhum dindi. Çok güzeldi.
- Last Flowers To The Hospital – Akustik hayal dünyamıza aynen devam ediyoruz. Bu parçayı bugüne kadar diğer albümlerinden niye esirgemişler anlayamadım. Çok güzel. Yumuşacık melodilerin üzerine biraz asi bir vokal yaklaşımı var Thom Yorke’ta. Parça nadiren “Paranoid Android” ‘i andırdı koro bölümlerinde. Boşuna beğenmemişim.
- Up On The Ladder – Elektro gitara döndük artık. Biraz endüstriyel bir havada. Uzun zamandır bahsi geçen bir parçaydı kendisi ayrıca. Hani Synth’ler girse Dave Gahan vokali bekleyecektim az daha. Oldukça farklı temelde bir çalışma. İnceden de bir Folk havası var gitarda. Ben de neye benzeteceğimi şaşırdım galiba.
- Bangers And Mash – Aniden şimşek gibi çakıyor parça albümde. Ne olduğumu şaşırdım. Hafif Funk Rock ve Punk Rock karışımı edası var. Gerçekten Radiohead’den beklediklerimin dışında. Bateri agresif bir şekilde saldırırken gitarlar ön ve arka melodilerde aynı hızda destekliyorlar. Parça içinde keskin iniş çıkışlar var ve dinledikçe daha çok beğenecekmişim gibi bir his edindim.
- 4 Minute Warning – Onca enerjiden sonra bir anda albümün genelindeki dinginliğe geri dönüyoruz. Rüya misali bir melodiyle bizi kapsıyor. Zil ve melodi biraz zıt işliyor. Biri uyuturken diğeri uyandırmaya çalışıyor gibi bahsi geçen kötü rüyadan. Rüyamızın kahramanı ise kötü rüyada kurban rolünü oynayan masum Thom Yorke vokalde tüm bunları birebir yansıtıyor.
Son sözüm şudur ki: eline sağlık Radiohead, eline sağlık Thom Yorke. Yine bir albümde değişim süreci geçirdikten sonra yine birçok insanı hüzünlendirecek, bir çoğunu depresyona sokacak, ağlatacak ama bazılarını da müziğine ve yeteneğine aşık edecek bir albümle karşımıza çıktılar. Son 4 saattir dinliyorum ve daha en az bir 100 saat dinleyecek gibi görünüyorum.

